Genocidal Organ

Gerçekçi bir distopya: Genocidal Organ

Herkese merhaba!

Uzun süredir sitede MüRYO dışı yazılar paylaşmak istiyordum ama beni yazmaya itecek bir heves kırıntısına ihtiyaç duyuyordum. Bugün izlediğim bir filmle, beklediğim bu hissiyata biraz da olsa erişebildiğimi düşünüyorum. Bu yazıda size Genocidal Organ isimli filmi tanıtacağım.

Roman Uyarlaması Bir Anime

Genocidal Organ, esasen Japon bilim kurgu yazarı Project Itoh tarafından 2007’de yazılmış bir bilim kurgu romanıdır. Roman oldukça başarılı bulunmuş ve ödüller kazanmıştır. Bakındığım yorumlar doğrultusunda anime filminin de kitaba uygun bir şekilde hazırlanmış olduğunu, yani iyi bir uyarlama olduğunu öğrendim. Gerçi kötü bir uyarlama olsaydı bile, buna rağmen iyi bir film olarak değerlendirilebilir.

2008 – 2009 sonrası yapılmış animeler bana hep cıvık ve tatsız geliyor. Özellikle seinen türündeki animelerin de artık shounen ve shoujo türünden ayırt edilemez şekilde yapılıyor olması beni oldukça soğutan bir etken oldu. Anime izlemek istediğimde eski “gerçek” seinen seri ve filmlerini izler oldum. Belki de bu sebeple Genocidal Organ’ı baştan sona izlemeyi başarabildim ve bir yazı yazmayı tercih ettim.

Film, dünyayı kaosa sürükleyen ve soykırımlara sebebiyet veren bit dilbilimciyi yakalamaya çalışan bir özel harekat askerinin başından geçenleri anlatıyor. 2020’de Bosna-Hersek’te patlayan bir terörist bombası ardından gerçekleşen siyasi olaylar, 2022’de dünyanın birçok ülkesini kaosa sürüklüyor ve Amerikan birlikleri John Paul isimli bir adamın bu olaylarda kilit bir kişi olduğu bilgisini veriyor. Bunun üzerine de olaylar gelişiyor. Anlayacağınız üzere, askerî ve siyasî bir bilim kurgu filmi Genocidal Organ.

Filmi anlatırken, öncelikle grafiklere değinmek istiyorum. Çizimler ve ortam tasarımı son derece gerçekçi, en azından bir anime filmi için. Bu filmde öyle acayip yaratıklar veya özel güçlü kahramanlar yok. Mekan tasarımları ve renk paleti de oldukça hoş. Gördüğüm tek sıkıntı, karakterlerin yakın açı görüntülerinin kız çocuğu gibi görünmesi oldu. Karakterlerin gerek seslendirmeleri, gerek filmdeki rol ve duruşları olsun ciddi ve erkeksiyken böyle bir detay gereksizce tezatlık oluşturmuş; ama, bu sahneler, daha doğrusu kareler, o kadar az ki gözardı edilebilir.

Filmde dikkat çeken görsel unsurlardan biri de askerî teknoloji. Filmin geçtiği dönem, günümüz teknolojisinin birkaç basamak üstünde. Bazı dizi ve filmlerdeki gibi “yakın gelecekte üstün teknoloji” hayalperestliği yok. Bir iki detay dışında oldukça gerçekçi gelişmeler var ve her ne kadar askerî bir film olsa da bize yer yer dünyanın güncel hali hakkında fikir sahibi olabileceğimiz düzeyde sivil hayatı da gösteriyor. Gündelik hayat normal bir şekilde işleyişine devam ederken, bir yandan da dünyada kaos yayılıyor. Açıkçası bu bana biraz toplumsal eleştiri gibi geldi; çünkü günümüzde de terör olayları, teröre karşı savaş gibi durumlar yaşanıyor ve sıcak bir durum yaşanmadıkça insanlar bu olaylar olmuyormuş gibi yaşamaya devam ediyorlar. Bir olay gerçekleştiğinde de birkaç gün sonra unutuluyor, insanlar hiçbir şey olmamış gibi rutinlerine dönüyorlar.

Filmde çok ilginç diyaloglar mevcut. Genellikle özgür düşünce, idealler, duygular ve Kafka çerçevesinde dönen diyaloglar zaman zaman bazı kavramları ve algımızı sorgulatabilecek düzeyde derinliğe sahip. Animelerde böyle bir derinliğin yakalanması oldukça nadirdir. Tabi bir de söz konusu askerî birliklere enjekte edilen nöro-sensörlerin acı duyma, duygusallaşma gibi hisleri önlediğini göz önüne alırsak, konuşmalar derinleştikçe karakterlerin içsel çatışmaya sürüklenmesi de kaçınılmaz.

Yeni nesil insanlığın en belirgin vahşetlerinden birinin derin detaylarla göz önüne serildiği bu filmi kesinlikle tavsiye ediyorum. Uzun zamandan sonra yeni bir anime filmi izlemiş oldum ve izlediğim şeyden bir hayli memnun kaldım. Umarım bu ciddiyette ve bu özveriyle hazırlanmış başka filmlerle de karşılaşırız.

Bir Cevap Yazın